• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.67)
piano piano bacaksız - tunç başaran
ikinci dünya savaşı öncesinin karanlık günlerinde, istanbul'da, eski zamanların harap konaklarının sakinleri, yoksulluk, korku ve güvensizlik içinde birbirlerine sarılırlar. piano piano bacaksız'da, küçük bir çocuğun hayal gücüyle genişleyen dünyası, bu kuru ve renksiz, acı dolu dünyayı yutar, masumiyetiyle dipsiz kuyulardan yukarıya umut ışıkları çeker.


  1. nostaljiyi, bir dönemi romantize eden filmleri seven biri olarak bunu bir de bir çocuğun gözünden yapan bu filme bayıldım.
    annemle beraber oturduk izledik denk gelince; durup durup gülümseyerek "bak eskiden ağda böyle yapılırdı", "biz de böyle kese kağıdı yapar satardık teyzenlerle" diye buruk buruk eskileri anıp bana anlattıkça ben de hüzünlendim. ileride buruk ama gülümseyerek anlatacak anılardan yoksunluğumu bir kez daha farkettim. eskiden de insanların en az bugün bizim olduğu kadar hatta daha fazla derdi varmış ama aslında bizim kadar mutsuz değillermiş diye düşünür dururdum. sanırım kalabalığın ve beraber verilen yaşam mücadelesinin verdiği güçten ve modernlikle sınırlanmamış olmaktan. bugün belki daha az belki aynı şiddette dertlere dayanamamız sanırım gittikçe küçülen ailede yalnızlaşmamız ve doğaya dair her şeyden uzaklaşıp duvarların arasında sıkışıp kalmamız.

    -kemal de diyor ya; açtık ama mutluyduk

    -kerimin paralari kuyumcuya satisini anlattigi sahne de ayri hayranlik uyandiriciydi.

    -bunca fakirlik içindeki o aşk kemal kadar beni de etkiledi

    -insanin yoksuku hele bide cocuksa umudu...-